Baybars Altuntaş

Üniversite hayatınızı biraz anlatabilir mısınız, nasıl bir öğrenciydiniz? Örneğin; okul dışındaki vaktinizi nasıl değerlendirirdiniz ?

Üniversiteyi Boğaziçi’nde,İngilizce öğretmenliği bölümünde okudum. Okul numaram 8733… idi. Neden numaramı söyledim? Şundan dolayı; Benim dönemimde numaranızın ilk iki sayısı okula başladığınız yılın son iki rakamı olarak gözükürdü. Bir gün Dekan Bey beni davet etti. “1997 yılındayız ama senin okul numaran 87 ile başlıyor, bir tek Julide Hanımla senin numaran böyle.. Acaba bir yanlışlık,bir basım hatası mı var?” diye sordu J İşin aslı o zamanlar üniversitede okuma mühletiniz 20 dönemdi ve ben 20 dönemin 20’sini de kullandım. 1987’de girip 1997’de mezun oldum. Her şeyi çok iyi öğrenmek istedim o yüzden böyle oldu J

Hafta sonları Matematik, İngilizce ve Almanca özel ders veriyordum. Akşamları ise seyahat acentasında çalışıyordum. Hafta içi okulda oluyordum ve haftanın 7 günü tamamen doluydum.

 

Girişimcilik sizce nedir bizim için tanımlayabilir misiniz ?

 

Girişimcilik öğrenilebilir birşey.. Bu alanda yeteneğiniz varsa daha çabuk öğrenebiliyorsunuz bazı şeyleri daha iyi analiz edip kavrayabiliyorsunuz. Tabi burada genetik faktörleri de unutmamak gerek.

Günümüzde girişimcilik; köşe dönücülük, iş bitiricilik gibi olgularla karıştırılıyor. Bunun kavram kargaşasının netleşmesi gerekir. Girişimcilikte iş planı, fizibilite çalışması ve pazar araştırması yapılmalıdır. Bir çok şeyi riske atıp, gözümü kapadım oldu, gibi bir anlayış sergilemek yerine iyi bir pazar araştırması yapılarak yeni bir girişimde bulunulabilinir.

 

Girimşimcilik için bir sektör diyebilir miyiz ? 

Girişimcilik için sektör tanımını kullanamayız. Sektörler girişimcilik sonucunda ortaya çıkmıştır. Neticede girişimcilik sektörleri kapsayan bir olaydır. Turizm sektörü, inşaat sektörü… vb. bunların hepsi girişimciliğin sonucudur.

Ar-ge ve inovasyon girişimcilikte önemli bir yere sahip çünkü birçok iş yapılıp gerçekleştirildi, artık yapılması gereken mevcut işlere nasıl yenilik getirilebilinir, nasıl ekonomikleştirilebilinir?.. bunlar araştırılmalı.

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Franchising Derneği Girişim Konseyi Başkanlığı’na nasıl geldiğinizi, süreçlerini bize anlatabilir misiniz?

 

Öğrenciliğim sırasında bir Pazar günü, ekonomi dergisi aldım ve burada Franchising olgusu  benim dikkatimi çekti ve ayrıntılı bilgi almak için Alman Franchising  Birliği Başkanı’nı Türkiye’ye davet ettim. Çırağan Sarayı’nda 60 küsür gazetecinin katıldığı bir basın toplantısı düzenledik.  Toplantı çok ilgi gördü ve gazetelerde Batı’dan Doğu’ya marka transferi diye haberler çıktı. Bunun üzerine Konsey Başkanı Hans Lang beni  Almanya’ya fuara davet etti. Biletimi ve konaklamamı kendisi karşıladı ve pasaportumu çıkartıp ilk yurt dışı seyahatimi gerçekleştirmiş oldum. Kaldığım otelde yan komşum British Petrolün Dünya Başkanı, diğer komşum Mc Donald’s ın Asya Başkanı.. Hans Lang ise Avrupa Franchising Federasyonunun Başkan Yardımcısı. Bay Hans Lang’a Türkiye’de Franchising Derneğinin kurulması gerektiğini söyledim ve O’da fuarda beni, Türkiye’de Franchising hareketini örgütlediğimi söyleyerek oradakilere tanıştırdı. Sonrasında firmalar Türkiye’ye gelip onlara bayi bulmamı teklif ettiler. İyiki giderken kartvizit bastırmışım. Telefon numarası olarak anneannemin ev telefonunu yazdırdım. Çünkü o sırada erkek yurdunda kalıyorum, oradan bana ulaşmaları imkansız. Acentenin telefonunu yazsam, boş işlerle uğraşıyorsun diye beni kovacaklar. İki ay sonra anneannemin evini arıyorlar..  tabi anneannem, O derste, evde yok deyip kapatıyor telefonu.

Sonrasında Almanyada ki fuara gelen Milliyet gazetecisi Ceylan Özerengin; “Ne olacak şimdi? Türkiye’ye çok talep var.” diye sordu.  Türkiye Franchising Derneği’ni kuracağımızı söyledim. “Kimler kurucu üye,7 kişi olması gerekli?” diye sorunca bende 2. Erkek yurdundaki tüm oda arkadaşlarımın ismini verdim ve onlar da kurucu listesi olarak gazetede yayınlandı=) Daha sonra 45 iş adamı da beni arayıp kurucu üye olmak istediklerini söylediler. “Federal Almanya Cumhuriyeti’nde bir toplantı yapıyım ve yaptığım ikili görüşmeler sonucunda sosyal,ekonomik ve kültürel anlamdadaki fikirlerimi paylaşayım sizlerle.” dedim. Yaptığım toplantıda da 45 kişiyle dernek kurulamayacağını söylediler. 7-8 kişilik kurucu komitenin başına beni Genel Sekreter yaptılar ve bir iş adamı da Başkan oldu. Bir gün Tarlabaşı Bulvarı’ndaki 20 metrekarelik ofisimizde yönetim kurulu toplantısı yaparken dernek başkanı size güzel bir haberim var dedi. “Süleyman Demirel’den Hoca Hanım’a bir teklif geldi. (Hoca Hanım; Dernek Başkanı’nın Eşi) Süleyman Bey Hoca Hanım’a milletvekilliği teklif ediyor. Tabii hepimiz sevindik. İki ay sonra Hoca Hanım milletvekili oldu ve 15 gün sonra da Ekonomi Bakanı oldu. Bizim dernek ne oldu? Ekonomi Bakanı’nın Eşi’nin başkanlığını yaptığı dernek oldu. O sıralarda Turgut Özal Cumhurbaşkanı’ydı, bisikletin üzerinde spor yaparken vefat etti. O vefat edince Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu. Peki bizim Hoca Hanım ne oldu? Başbakan.. “Tansu Çiller” =) Ben de Başbakanın eşinin başkanlığını yaptığı derneğin genel sekreteri olmuş oldum.

 

İyi bir fikir olduğunu öngördüğünüz inovatif fikirlerin  tüketiciler tarafından beğenileceğinden nasıl emin oluyorsunuz? Yatırım yapacağınız işe karar verirken nelere dikkat ediyorsunuz?

 

Sonuç itibariyle bende 5 kuruş para yoktu. Ama ben Başbakan’ın eşiyle aynı masaya oturabiliyordum.

– (Dergi Ekibi) Bizim gibi 🙂

– Aynen,sizin gibi 🙂

Peki neden kimse oturamıyordu da ben oturuyordum? Çünkü bende iş yükümlülüğü vardı. Franchising diye bir olgu başlattık. 20000 tirajlı ekonomik panaroma dergisini 20000 kişi okudu ama kimse Hans Lang’ı davet etmedi. Bunun bana maliyeti ne oldu? 25 kuruş A4 antetli kağıt J Şu an Türkiye, Avrupa Franchising Federasyonu’nun yönetim kurulu üyesi.

 

Tansu Çiller Başbakan, Özer Çiller de  Başbakan Eşi olunca onlar Ankara’ya taşındı. Yeni bir yönetim gelince ben açıkta kaldım tabi.. O sıralarda da benim hocam eğitim fakültesi dekanı oldu. Yurtta kaldığım o dönemde hafta sonlarımın boş olması nedeniyle hocaya; “Neden Boğaziçi Üniversitesi onaylı sertifika programları yapmıyoruz?” diye sordum. Tarlabaşı’ndaki ofiste seyahat acentelerine yönelik tur operatörlüğü seminerleri başlattım. Tabi Özer Çiller gidince grup dağıldı ve geriye Azmi Bey’le ben kaldım. Azmi Bey’e dedim ki: “Ben seyahat acentelerinde çok çalıştım, bu acentelere eleman yetiştirilmiyor. Otelci ve turizm elemanları yetiştiriliyor.”  O iş tutmaz dedi bana. Sonra aramızda tartışırken “Kaç paran var?” diye sordu, “400$” dedim. “O zaman sen bu 400$’a gazeteye reklam ver” dedi. Bende düşündüm 400$’ la yaşamak yada yaşamamak. Ve 9 Şubat 1992 Pazar günü ilanı verdim. Daha sonra Tarlabaşı’ndaki ofise gittim, telefonlar susmuyor. İşler bir anda gelişmeye başlayınca 1-1.5 ay sonra İzmir’e şube açtım. Aynı şeyi İzmir’de de gerçekleştirmek istedim ve İzmir Hilton Oteli’nde ilk semineri ben verdim. Sonra da Ankara’ya bir şube açtım. Bu arada Milli Eğitim Müfettişleri kapıya dayandı. Bunun milli eğitimden izni var mı diye sordular. Meğer izin almak gerekiyormuş ve biz de gidip izin aldık.

 

 

Henüz 21 yaşında, girişimci ruhunuzun ilk ürünü olan Deulcom International’ ı kurdunuz. Oluşum sürecinden ve size kazandırdıklarından bahsedebilir misiniz?

 

Hocam Boğaziçi’ne dekan olunca Boğaziçi sertifikalı İngilizce kursu açtık ve 12 yıl devam etti. Deulcom diye adını koyduğum eğitim kurumu Türkiye’de ilk 100 Franchise markasından biri oldu.  Önde gelen fast food zincirlerinin isim hakkı için  45000$ ödenirken bizim 5 yıllık isim hakkına sahip olabilmek için İspanyollar 150 bin € ödedi. Ticari anlamda da büyük bir başarı olmuş oldu.

 

 

“ABD Başkanlığı Girişimcilik Zirvesi”ne Türkiye’deki yüzlerce girişimci adayı içinden siz seçildiniz. Peki neden siz? ‘’ORTA DOĞU GİRİŞİMCİLİK PROJESİ’’ ni bizimle paylaşır mısınız?

 

Bir gün Adana Konsolosluğundan beni aradılar. ABD’deki girişimcilik zirvesi için Obama tarafından davet edildiğim söylendi. Önce biraz şaşırdım J ve mevzunun ne olduğunu sordum. Bana fax yoluyla detaylı bilgi verdiler. ABD Başkanı Barack Obama Kahire’de düzenlediği zirvedeki konuşmasında; Dünya çapında girişimciliğin desteklenmesi adına Müslüman girişimcilerle Amerikalı girişimciler arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi için 2010 yılında “Başbakanlık zirvesi” yapmayı planladığını açıklamış. Bu zirve için 62 ülkeden, önde gelen girişimcilerini,temsili olarak ABD’deki zirveye davet edeceğini belirtmiş. Obama bu konuşmasından sonra dünyadaki Büyük Elçiliklere  yazı yazarak her ülkeden 4-5 tane girişimciyi zirveye davet ettiklerini açıklamış. Bunun üzerine Türkiye’den bir çok dernek ve sivil toplum örgütü tarafından 700 kişi aday gösterilmiş. Devlet tarafından aday gösterilen tek kişi benim.

3-4 yıl önce Adana’da Akbank’ın sponsor olduğu bir girişimcilik zirvesi organize etmiştik. Orda şöyle bir konuşma yaptım: “Orta Doğu coğrafyasında, ilerde istihdam önemli bir sorun olacak ve bu soruna karşı en nemli çözüm de insanların kendi işlerini kendileri kurmaları. Neticede teknoloji çok hızlı gelişiyor ve bu ayağımıza sıktığımız bir kurşun gibi olacak. Örneğin; internetin gelişmesiyle herkes EFT’yi evden yapacak dolayısıyla bankada 20 kişi çalışırken 10 kişi çalışacak. Bir yandan daha az insan gücüne ihtiyaç duyulurken diğer yandan nüfus artıyor. Demekki bizi büyük bir istihdam problemi bekliyor. Eğer insanlar kendi işlerini kurup kendi ayakları üzerinde durmazlarsa bu ileride büyük bir sorun yaratacak. Orta Doğu Coğrafyasında bir Girişimcilik Enstitüsi  kurulursa ve bu,özellikle iş fikirleri olan insanların fikirlerini finanse ederse çok önemli bir adım atılmış olur.” demiştim.

Bu konuşmam sırasında protokolde ABD’nin Adana Konsolosluğu’da bulunmaktaydı ve onun Büyük Elçi’ye, Büyük Elçi’de Beyaz Saraya bu konu hakkında bilgi vermiş. Dikkatini çekmiş olacak ki konuşmamın ardından önce Büyük Elçi’ye, Büyük Elçi’de Beyaz Saraya bu konu hakkında bilgi vermiş. Bunun üzerine gazetede de haberler çıkınca Başbakanımız bana telefon edip, yazdığı mektubu Obama’ya iletmemi istedi.

 

Barack Obama’ya ilettiğiniz mektupta neler yazıyordu, mektup bir davet mi içeriyordu, bizimle paylaşır mısınız?

Mektubun içeriğini biliyorum çünkü Başbakan mektupta benim adımı zikrettiğini için, çok doğal olarak fotokopisini edindim. Bu çalışmasından dolayı öncelikle Başkan Obama’yı tebrik ediyor, ve dünyada girişimcilik konseptinin hangi politikadan, hangi siyasetten, hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun tüm insanlığın ortak paydası olduğunu, her ülkede ilk ele alınması gereken konunun girişimcilik olduğunun, bunun istihdam anlamına geldiğini vurguluyordu. Gelecek zirvenin de Türkiye’de yapılmasını öngörüyordu. Ben ABD’ye elimde bir mektupla gittiğimde Büyük Elçi bile inanmadı. Çünkü bu işlerin bir metodu vardır. Mektup dış işleri aracılığıyla da iletilebilinirdi ancak bu klasik bir yöntem olurdu. Bir girişimci yoluyla elden verilmesi daha sempatik bir boyut kazandırmış oldu. İşin özeti girişim elçisi olduk. Tabi son dakikaya kadar böyle bir mektup götürdüğümden kimseye bahsetmedim çünkü verememe ihtimalim vardı. Büyük Elçiliğin Beyaz Saray’la iletişim kurmasından sonra Obama’yla ikili bir görüşme yapacağım kesinleşmiş oldu. Görüşme 17:30’da yapılacaktı ve zirve de 18:00’da başlayacaktı. Yani arada az bir süre vardı. On dakikalık görüşme sonunda Obama ‘’ORTA DOĞU GİRİŞİMCİLİK ENSTiTÜSÜ’’ fikrine olumlu yaklaştı. Başbakan Erdoğan’ın bu mektupla çok önemli bir vurgu yaptığını söyledi. Ben de Başbakan Erdoğan’ın kendisi gibi girişimci bir lider olduğunu ilettim. Hatta bunu, şuradan da anlaşabileceğini söyledim; neticede mektup Büyükelçi kanalıyla da gönderilebilirdi. Diplomatik metot buydu. Burada Başbakan pek eşi benzeri görülmemiş bir inisiyatif, bir vizyon ortaya koydu. Sıra dışı bir uygulama yaptı “Mektubu bir girişimciye vermek istiyorum. Bunun kuvvetli bir mesaj olacağını düşünüyorum. Girişimcilerin diplomaside daha aktif rol almaları gerektiğine inanıyorum. Madem bu bir girişimcilik zirvesi, mektubu da bir girişimci kanalıyla gönderelim. Çok daha anlamlı olur” dedi. Ve bu bana çok büyük bir sorumluluk yükledi açık söylemek gerekirse. Mektubun eksiksiz bir şekilde doğru adrese ulaştırılması gibi. Çünkü diplomaside madem girişimcilere bu kadar güveniyorum diyen bir Başbakan var, o zaman bu mektubun da sağlıklı bir şekilde ulaştırılması gerekiyordu. Zaten zirvenin içeriğinde de diplomaside girişimcilerin aktif olarak rol alması şeklinde bölümler vardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan zirvenin içeriğinde geçen bir konuyu pratiğe dökmüş oldu.

‘’ORTADOĞU GİRİŞİMCİLİK PROJESİ’’ bize neler kazandıracak?

Benim salona daha sonra gelmem, gelişimden 15-20 saniye sonra Başkan Obama’nın kürsüye çıkması ve ardından da hemen Başbakan Erdoğan’a teşekkür etmesi sonucunda salondaki yaklaşık 300 kişilik medya grubu ilgiyi benim üzerime yöneltti. CNN, BBC gibi dünya medyasının önde gelen isimleri benden bilgi almak istediler. Mektubun içeriğinde ne vardı? Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, ABD Başkanına ne gibi bir mesaj yollamıştı, ikinci zirvenin Türkiye’de yapılması kararı bir anda nasıl gerçekleşti, mektup niye Büyükelçilik  kanalıyla değil de bir girişimci eliyle gönderildi gibi, bir sürü soru havada uçuşuyordu. Ben bunların açıklamasını toplu şekilde yaptım ve ardından CNN International, ‘Beni canlı yayına almak istedi. Tabi bu canlı yayın bağlantıları ve medyanın ilgisi bizim lehimize oldu. Başbakanlık bunun değerini biçmiş; 3 milyon dolarlık reklama eş değer olduğunu söylüyorlar. İşte ben bunu bir fikirden dolayı ülkeye kazandırmış oldum. Neticede sosyal girişimcilik 1’e 1000, 1’e 10000 verebilecek bir olay.

 

Dragon’s Den programının ejderlerinden birisiniz, inovasyon ve girişimcilik kültürünün ülkemizde yaygınlaştırılması için güzel bir adım oldu bu program. Bu amaç uğruna başka neler yapılabilir ?

        

Dragon’s Den 22 ülkede yayınlanmasına rağmen Google’da arama yaptığınızda Bloomberg TV ve BBC deki formatlarını görebiliyorsunuz. Bu da programın diğerlerinden daha sık takip edildiğini göstermekte. Girişimcilik adına şu an başlattığımız ve henüz çok yeni olan “Orta Doğu Girişimcilik Projesi” bulunmakta; ABD’deki girişimcilik zirvesi seneye Türkiye’de yapılacak ve 2 milyar dolarlık fonu Türkiye’ye getirmiş olacağız. Bu fon sayesinde, bu coğrafyadan insanların iş fikirlerini finanse edebilme şansımız olacak. O zaman da Baybars Altuntaş gibi elli bin tane adam çıkacaktır ortaya.

 

Geçmişten bugüne inovasyon ve girişimcilik adına neler yaptığınızdan kısaca bahseder misiniz ? Ve bunu nasıl düşünemedim dediğiniz bir durumla karşılaştınız mı ?

 

Türkiye’de ilk uçuş hostesliği kursunu, ilk tur operatörlüğünü, ilk halkla ilişkileri, ilk reklamı, ilk insan kaynakları uzmanlığını  ben gerçekleştirdim. Binlerce öğrenci mezun ettik ve şimdi her yerde şubelerimiz var. Görüldüğü gibi ben büyük sermayelerle bir işe atılmış değilim. 400$ ile Deulcom ortaya çıktı daha sonra milyarlarca dolar sermayesi olan insanlar Obama’yla görüşmek için can atarken ben gittim görüştüm. Bunların hepsi nereden kaynaklandı? İş fikrinden! Önce franchising dedik, sonrasında tur operatörlüğünden bahsettik, daha sonra Boğaziçi’nin salonları neden boş diye sorguladık ve bir konferansta Orta Doğu Girişimcilik Enstitüsü’nden bahsettik. Bu atılan fikirler neticede pek çok insanın belki de hayat boyu yapamayacağı şeylerdi. Biz 20 yıla sığdırmayı başardık.

 

 

Biz üniversite öğrencilerine tavsiyeleriniz nelerdir ?

 

Artık birçok yenilik, atılım ve iş gerçekleştirildiğinden dolayı sizlere düşen; yapılmış olan bu işler üzerinde inovatif çalışmalar yapmaktır. ‘’ Mevcut işlere nasıl bir yenilik getirebiliriz?.. ‘’ Ona bakmalısınız. Mesela hizmet sektörü üzerinde çalışmalar yapabilirsiniz çünkü bu sektörde sermayeye gerek yok, burada sermaye sizsiniz.

Bu tür atılımlar okuldaki başarılarla yada yüksek notlarla olmuyor. Bunun çok dışında bir olay. Pratik hayattaki başarıyı tamamen kendiniz belirliyorsunuz. Ben yaptıysam siz hayli hayli yaparsınız. Bizim zamanımızda teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. İnternet yoktu , faks makinasından kağıt çıktığında öyle bakardık bu karşı taraftan nasıl geliyor diye…  Hatta sonrasında arayıp teyit ederdik aynısı mı diye J Artık sizlerin bu işlerin ötesinde işler yapmanız mümkün. Üniversitedeyken konuşma yapmak için gelen iş adamlarını dinlemeye giderdim; nasıl yapmış? diye. Şunu gördüm ki; Yaparım derseniz yapıyorsunuz, ama olmaz derseniz zaten olmuyor. İşin püf noktası bu. İnanmak.

 

Marmara Active Nisan Sayısı | Röportaj:

Güven ATATEPE | guven@marmaraactive.com
İpek KOÇ                | ipek@marmaraactive.com

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: